Reklam verin!
TurkBlogın tüm Bloglarında reklam verin!

Anlık gelen cümle topluluğu...

Yazar: Ahmet TOPAL @ 25 Temmuz, 2010 3:18
 
Anlık gelen cümle topluluğu...

Anlamını bilmediğim kelimelerin mecburi istikametinde sürüklenip gidiyor olmanın istemsiz sevincini yaşıyorum nice zamandır. Zaman diyorum da, zaman bir andır ve o da içinde bulunduğumuz şu andır.

Yaşamın her zerresinden bir anlam çıkartma isteğini bir nebze olsun geride bırakabilsem, biliyorum ki mutlu olacağım. Kızıyorum kendi kendime. Sen nesin ve necisin ki, hayata bu derece yön vermeye çalışyorsun?

Bırakıyorum anlamsızlıklar içine kendimi. Aslen hassas bir döngü ile yaratılmış evrensel olguların varlığından haberdar olmama rağmen söylüyorum bunu...

Yüklemsiz fiillere girişiyorum. Bu denli fiilin en coşkulu faili olmaktan mutlu olmak ve mutluluğumu kader filminin figüranları olan tüm çevremle paylaşmak istiyorum.

Ey varlığın ve yokluğun mutlak sahibi! 
Seni, seni seveni, seni seveni sevenleri ve dahi yarattığın tüm muhteşem varlık alemini seviyorum!

Yaşamam için zorunlu kıldığın hayatıma nurundan yeteri kadar lûtfeyle. Ve bertaraf edilmiş bir benlik ile beni kendine yakın kıl. And olsun ki sen, işiten ve duaları kabul edensin...
Amin...

Duygu karmaşası içindeyim... Bir benlik var, bir yokluk var, ama ben neredeyim?

Ahmet TOPAL/25.07.2010
 
 

Gelip Geçenler

Yazar: Ahmet TOPAL @ 19 Temmuz, 2010 14:41

 
 
 
 

GELİP GEÇENLER...

Yazıyla dolmuş bir kâğıdın, yan kenarlarına yazılmış bir ömür gibiydi yaşadıklarım.

Ne girişi oldu, n
e gelişmesi, ne de sonu!

Küçük küçük harf yumaklarından oluşan mutluluklar, kırmızı kalemle çember içine alınmış ve onca çabalamaya rağmen asla dışına çıkılamamıştı çizgilerin...

Tüm hayat rengârenk kalemlerle belirlenmiş sınırlar dahilinde cereyan ediyor da, geri dönüşü olmayan duygular besleniyordu kırmızı sınırlar içinde...

Ne silmeye elverişli bir silgi, ne de yaşamaya değer bir sevgi bulamamış olmaktan gocundum lakin zehir etmedim yanlışlardan dolayı ömrümü.

Ne zaman hayatımdan birisi gelip geçse, izi kalır yaşanıp silinmişliklerin. 
Buruşturup atamadığımız tertemiz sayfalarda derin bir anısı, yürek ve gönülde bitimsiz sancısı kalır...

Hep birlikte kalırız...
Aşk kucaklarda, sevgi dillerde, yâr ellerde...

Sevda ise, gezer durur dillerde...

Ahmet TOPAL/19.07.2010 
 
 
 

İstemem...

Yazar: Ahmet TOPAL @ 11 Temmuz, 2010 23:14

 
 
 
İstemem...

Derman derdin içinde gizli ise
Dert çekmekte zor geliyor ise
Hayat bilinmezle anlamsız ise
Ben istemem derdime derman!

Yürek, sağlık, derman dersin
Baksan da bunu göremezsin
Huzura dünyada eremezsin
Ben istemem derdime derman!

Aradım durdum nice zamandır
Aciz dünya dipsiz bir kazandır
Bahar da olsa sonu hazandır
Ben istemem derdime derman!

Dert dediğin âşk ve sevda mı?
Bu sevdalar dünyalık heva mı?
Allah için hevaya dert reva mı?
Aşık Ahmet'e de yâr; cefa mı?
İstemem ben aşkıma ferman!

Ahmet TOPAL/11.07.2010
Yorulan Yazılar 
 
 

Zakire zikir gerek...

Yazar: Ahmet TOPAL @ 30 Haziran, 2010 23:26
 
 
 
 

Ey varlık aleminin zikrini duyup işiten gönül zakirleri!

Ufacık bir duada bulunun ki yüce yaratıcımız olan ALLAH'a, sizin hatrınıza tecelliler yaratıp beni'de karıştırsın aranıza... 

Köz olup özümüze dönelim mevlana gibi...

Söz olup dillendirelim, muhteşem yaratılmış kainatın emrimize verilmiş çeşitli nimetlerini. 

Ardına sonsuz defa şükür tespihleri çekelim, dilimiz tutulup lâl olana kadar... 

Hamd olsun alemlerin Rabbi olan ALLAH'a. 

Ve selam o kutlu Nebi'nin üzerine olsun ve tabi peşinden giden aciz kulların da... 

Amin... 

Ahmet TOPAL/30.06.2010 
 
 
 

Sevda Kayığı

Yazar: Ahmet TOPAL @ 30 Haziran, 2010 22:59

 
 
Sevda; çürük çarık kayığı ile usulca yaklaşır gönül denizindeki ıssız limana.
Çoşkulu bir aşk arar sahipsiz iskelelerde.

Hiç önemi yoktur ne kadar uzaklardan geldiğinin. 
Bakıp ta göremediği, görse de anlayamadığı bir hezeyanla dönüverir gerisingeriye.

Başka bir limanda farklı nice iskelelere yanaşıp bakar da kör olurcasına, göremez ilahi tecellinin yalnızlıktan ders çıkartması için dolandırıp durduğunu!

Sevda yükü ağırdır sevenlere, bir müddet sonra yorulur gezmekten.
Tam umudunu kesmiş ve sığınmışken bir limana, elinden tutup yardım edenin aşk olduğunu anlar. 

Ne yazık ki aşkın gözü kördür.
Bugün senin ellerinde olan elleri, yarın başka birinin ellerinde görürsün. 

Ezilir iki büklüm olursun.
Öfke ile karışık gururun, köpük köpük kabarır gönül denizinde. 

Ancak aşk, her gün bir başkasının ellerinde gezer durur hiç eskimeden. 

Çırpınarak eskiyen gönül denizimizdir. 

Zaten çürük çarık olan kayığımız batar, en karanlık diplere... 

Belki masum iki sazana aşk yuvası olur... Kim bilir? 

Ahmet TOPAL/30.06.2010 
Yorulan Yazılar
 
 

Dikkat!

Yazar: Ahmet TOPAL @ 8 Haziran, 2010 20:39

 
 
 
 
 
Dikkat!

Eski bir gazete örtülür soğuk bedene,
Nereye gidiyorsun? Diye sorulmaz gidene...
Dikkatsizlik, katili olur taze yaşamların
Fatiha okunup, toprak atılır ölene...

Bazen yolda kalan ufak bir taş
Bazen yağmur kaynaklı yollar yaş
Aman dikkat diyoruz, yavaş yavaş...
Trafik koymadı omuz üstünde baş!

Frenim var deme, az dokun gaza
Baharı gör de gir, kış ayından yaza
İnsan yaprak değil, sararıp solmasın
Aman gözünü dört aç, olmasın kaza...

Ahmet TOPAL/08.06.2010
__________________ 

Aşk

Yazar: Ahmet TOPAL @ 7 Haziran, 2010 0:11


 

Aşk; masmavi okyanusun içinde kaybolmak, sınırsız gökyüzünde mutluluktan uçmak, olumsuzluk halinde ise gökyüzünden denize düşüp boğulmak gibidir...


A. TOPAL/06.06.2010

 

 

Aşk...

Yazar: Ahmet TOPAL @ 6 Haziran, 2010 20:46
 
 
 

Aşk, masmavi okyanusun içinde kaybolmak, sınırsız gökyüzünde mutluluktan uçmak, olumsuzluk halinde ise gökyüzünden denize düşüp boğulmak gibidir...

Ahmet TOPAL/06.06.2010
 
 
 

Umut

Yazar: Ahmet TOPAL @ 23 Mayıs, 2010 23:21

 
 
 
 

Umut


Tükenmez hiç ne ümit ne de umudumuz
Belki de yaşadığımız değildir umduğumuz
Her ne ise sonuçta bulduğumuz
Tevekküle teslim gerek ruhu...

Hayal ile ömür sürmek bizim kurgumuz
Hayattan cevap almaz akli sorgumuz
Biz dünyaya gelmeden yorgunuz
Durup dinlendirmeli mi ruhu?

A.TOPAL / 23.05.2010 
 
 

Düş Dünya...

Yazar: Ahmet TOPAL @ 18 Mayıs, 2010 22:40

 

Düş Dünya...



Gördüm de karışıp kalmış dünya sırlar içinde
Biz ise yaşıyoruz farkında olmadan düşünde
Düşümüz dünyalık değil, maddenin dışında
Bir avuç zerre gibi, gezdim sırrını alemin

Onca çokluğun içinde, hiçlik doldu zihnime
Zenginlik sensin, kimler benim neyime?
Fakirsen unut beni, ben senin neyine?
Bir kitap içinde, cüzü olduk alemin...

Evveli, dünü, bugünü, yarını, ertesi günü
An be an verdik özümüzden biz ödünü
Aramadık çare, bulamadık ki çözümü...
Gün geçti bugünden, yarını yok alemin...

Ahmet TOPAL / 18.05.2010
 
 
 

Dört Durum Vahameti

Yazar: Ahmet TOPAL @ 12 Mayıs, 2010 18:56

 

Şu dört durumdur ki, beni ziyadesiyle korkutup tarumar etmeye yeter de artar bile.

Zayıf imanla ölmek (İman meselesi)
Ağlanacak hale gülmek (Sosyal psikoloji meselesi)
Azı yetecek iken, çok yeyip ilaç içmek (Nefsi terbiye meselesi)
Seviyorum derken sevdiklerimden geçmek (Gönül meselesi)
...


Ahmet TOPAL / 12.05.2010

 

Korkak Olma!

Yazar: Ahmet TOPAL @ 12 Mayıs, 2010 18:36

 

Herhangi bir konuda karar vermek için sakın korkakça davranmayın.
Tembeller korkak olur.
Tevekkül ile ALLAH'a sığının ki takdiri nefsinizi okşasın, zira takdire teslim olmamak teslimiyetin noksanlığını gösterir ve kadere isyanı tetikler.

Ahmet TOPAL / 12.05.2010

Elbet Bir Gün

Yazar: Ahmet TOPAL @ 11 Mayıs, 2010 23:22
 
 
 
 
Nice kalemler kırıldı sana sevdamı yazarken
Hiç sonunu düşünmedim ben seni severken
Olmaz deyip gittiğin o gün halen aklımda...
Elbet görürüm bir gün seni, dizlerini döverken...

A.TOPAL/ 11.05.2010 
 
 

Bilgi<<

Yazar: Ahmet TOPAL @ 9 Mayıs, 2010 1:25


Bilgi<<
Bir bilen olmasa
Bilene soran kalmasa
Soran cevabını almasa
Neye yarar bilge ve bilgi...

Soru sordum cevap yok
Yerli yersiz konuşan çok
Beyinler aç, karınlar tok
Dünyayı yesek bilir miyiz?

Kana kana iç bilenden
Arıt öfkeyi yüreğinden
Mesul bilen bildiğinden
Bilmem farkında mıyız?

A. TOPAL / 08.05.2010
 
 
 

Yüzeysel Derinlik - 5 (Ok ve Yay)

Yazar: Ahmet TOPAL @ 15 Nisan, 2010 19:49
 
 
 
Tekrar eden hastalık gibi, içine düştüğüm ve 'Yüzeysel Derinlik' diye isimlendirdiğim kainatın yaratıcısına ait bilgileri mülahaza etme gayreti içinde olmama rağmen dibe inemiyor, yine yüzeylerde yüzüyorum.

İnsanoğlu idrak edebildiği müddetçe yaşama bağlanabilir ve bu bağlanma neticesinde insanlığa hizmet ederek hizmet ehli olabilir. 
Devamı...

Üç Günlük Dünya

Yazar: Ahmet TOPAL @ 16 Mart, 2010 0:08
 
 
Üç Günlük Dünya

ALLAH ki bize bizden yakın,
Hüzün deryasında kaybolma sakın
İste ki gelsin mutluluk, akın akın
Dertlenmeye gelmez üç günlük dünya...

Ne hüzün siler gözünün yaşını
Ne nefsin kaldırır düşmüş kaşını
İsteme, veremez kimse senin aşını
Aç kalsakta bitecek, üç günlük dünya...

İstemesende gelir, bela ve musibet
Levhi mahfuzdadır, sorulmaz elbet
Sen ferah tut kalbini, az da sabret
Hesapsız değil, şu üç günlük dünya...

İşte doğduk ta, yaşayıp geçiyorum
Yorulmadan, koşar adım gidiyoruz
Ecel bir gün gelecek, bunu da biliyoruz
Hak yerini bulacak, ey üç günlük dünya!


Ahmet TOPAL
09.03.2010
 

Gelsen…

Yazar: Ahmet TOPAL @ 28 Şubat, 2010 2:34
 
 
 

 
Gelsen…

Na mahrem bakışların utancımda gizli.
Ne alaylı sözler,
Ne de sevgi dolu gözler kaldı.

Zihnimdeydi hayalin!

Fikrim; ikimize dardı.

Önce sen kaybolup gittin bir bahar günü.
Ne elimde ellerin,
Ne de imalı bakışların kaldı.

Dizlerindeydi başım,
Sofrada bir ekmek, bir kuru soğandı aşım.
Dizlerin yok, eğildi başım

Şimdilerde bahar kışa döndü.
Hayalin, hayalimde kayboldu.

Sözlerin vardı kulağımda çınlayan,
Hayaller bile lâl oldu.

Bugün vefasız, dünden beter.
Yarına senet yok, yeter!

Geleceğin bir gün yoksa eğer,
Bu hasretlik burada biter!

Vuslata arzu sevgin kadardı.
Sevgin de, kalbin de dardı.
Seviyorum demekse kolaydı.

Seven kalır! Sevmeyen gider!

Gitmeler olmaz ise beklemek ne için? 
Yanmaz ki yürekler için için... 

Yanmamış yürek herkeste var. 
Yanmak! 
Ama ne için? 

Bir yâr girer gönlüme apansız. 
İki halka takılır parmağa, zamansız... 

Bir tohum yeşerir bahar mevsiminde 
Yıl döner mi hiç hazansız? 

Basmadan dikilmiş, topuklarda fistan 
Göz yeşil, eşarp yeşil, yeşerdim inan 
Boy, endam yerli yerinde... 

Kavuşmak yâr, kavuşmak ne zaman? 

Uzaktan uzağa yıldırım aşkı 
Varlığın seni de beni de aştı 

Görmeden gelişini bekledim yâr... 
Bu aşk ise, söyle neyin aşkı? 

Gözlerim yolda kalır, bekler durur 
Yokluğun varlığıma dokunur 

Sende gelmez isen kapısız kalbe 
Söyle yâr, bu kalp nasıl avunur? 

Sevgi ortada, hadsiz hesapsız 
Seviyorum işte, doğruca yalansız! 

Yaşamalı bir ömür sevgili yürekle

Gelsen bana yar, gizliden apansız…

Gelsen…



Ahmet TOPAL 

Aşk-ı Hayâ

Yazar: Ahmet TOPAL @ 24 Şubat, 2010 0:52

 

 
Aşk-ı Hayâ
 
 Çiçekli bahçede gülümseyen bir insan
Neşeleniyor hayat yüzüne bakarsan
Hasretten kavruluyor olsa da...
Mutluyum yazıyor alnında, okursan

 Elinde bir demet gül, ardında gizli
Sevdiği yanında, halen sizli bizli...
Saygı sevdanın duru çehresinde
Hayâ ediyor aşktan soluk benizli!

Tutkusu belli lakin tahammülde
Yan yana yürekleri, hem gözde
Gözyaşı yürekte, sevinç yüzde
Ürperir aşkından soluk benizli… 

Utana sıkıla uzatır gülüne gülleri
Titrer, nazik ama nasırlı elleri
Gülü alınca gülüverir gönül gülü
Birbiri ardına dizilir sevda sözleri

 Kucaklaşmaya istekli bedenleri
Bilirler bu edimle kaybedenleri
Yürek yüreğe sarılırlar gizliden
Allah kavuşturur elbet sevenleri 

Ahmet TOPAL
23.02.2010

 

 

Mutluluk Oyunu

Yazar: Ahmet TOPAL @ 23 Şubat, 2010 22:17
 
 
 

Mutluluk Oyunu



1. Bölüm İlk Perde



Yönetmenliğini yaptığım mutluluk oyunu var dev sahnede
Gülen yüzler baş rol oyuncusu, ağlayanlar yardımcı
Işık şefinin yüzü kara,
Perdeci çoktan kapatmış perdeleri...

İliklerine işlemiş sahte mutluluk, yardımcı yönetmenin
Hey, kendine gel!
Böyle göstermedi öğretmenlerin!
Ya adam gibi oyna oyununu, yada bırak git!

Bu oyun, mutluluk oyunu.
Göz yaşına yer yok, ağlayana rol yok!
Perdeler kapanır.

Seyirciler şaşkın, silik gamzeler belirir sahte gülüşlerde.
Sahne arkasında yönetmen, yönetemediği bin bir entrikalı hayatında.
Işıkçının evinde elektrikler kesilmiş, çaresiz...
Yamalı elbise çok yakışıyor kostümcüye...
Derin bir nefes çekiyor ciğerlerine yardımcı yönetmen.
Öksürüyor, tıksırıyor, etrafı saran dumana bakıyor.

Yanıyor!
Yanıyor!

Seyirciler çığlık çığlığa birbirini eziyor!
Yönetmen bağırıyor gür sesi ile.
Sakin olun! Her şey kontrol altında...

Aynı mekan, arka sahne, başka bir oyun.
Rol icabı kendini yakan bir oyuncu.
Sonuç hüsran!

Yanık yüzlerde endişe ve hararet.
Yönetmen sağlam, oyun hezimet.
Be hey sahte rolün kabileyetsiz oyuncuları!
Gidin artık.
Gidin ve özünüze dönüp ağlayın!


1. Bölüm İkinci Perde





Yıkık dökük sahneler, yanmış kapkara bir bina.
Korku ve hüzün aşılıyor her insana.
Oyunu bile bu kar zor ise
Gerçeğini bulmak zorlaşıyor insana...


1. Bölüm Son Perde



Ezilerek ve yanarak son bulan on sekiz sahte tebessüm.
Ömür boyu sakat kalmış yarım gamzeler.
Efkarından suratını asmış sanatçı kadrosu.
SON

Ahmet TOPAL
21.02.2010

Durma...

Yazar: Ahmet TOPAL @ 18 Şubat, 2010 23:18


Durma...

Neden, ben yazıyorum sen bakıyorsun?
Bakıp bakıp yüreğimi yakıyorsun!
Sessiz sessiz şakıyorsun.
Okuyupta neden kalıyorsun sen yar?

Oysa noktamıştım tüm kelimelerin ardını.
Terk etmiştim yarimin yurdunu.
Ön sözlerimin, hep sonunu...
Okuyupta niye duruyorsun sen yar?

Ahmet TOPAL
18.02.2010

 

 

  Tüm yazılar: 110    Sonraki Sayfa »